8 Nisan 2013 Pazartesi

SANAL ALEMİN HORMONLU DİNDARLARI

Zübeyde Şakar
Zübeyde ŞAKAR

Maalesef.....:(
Teknoloji hayatımıza girdiğinden beri daha bir dünyevileştik sanki.   
Zaman su gibi akıp gider oldu  ellerimizden. Oysaki zaman ben-i ademe verilmiş en büyük nimetlerdendi.

Bilemedik. “Bir kimse dört şeyin hesabını vermedikçe hesap yerinden ayrılamaz. Bu şeyler ömrünü neyle tükettiği, vücudunu neyle yıprattığı, bilgisiyle ne yaptığı ve malını nasıl kazanıp nasıl harcadığıdır.” (Tirmizi) buyurmuştu kutlu Nebi.Ne kadar da umursamasızca harcadık ve ne kadar hor kullandık zamanı ve tükettik ömürleri.

Halbuki bizim seccadede geçen ,gözyaşıyla yıkanan gecelerimiz vardı. Yürek dolusu aminlerle süslediğimiz ve ilah-i dergaha yolladığımız dualarımız ,dost meclislerinde nur yüzlü mahbublarımız vardı.
Okudukça hayata yön veren  kitaplar , geceler boyu yapılan ilmi müzakereler,aile ferdleri ve akrabalarla olan sıcak muhabbetler  yerini bilgisayar başındaki sanal sohbetlere ,saatlerimizi verdiğimiz  filmlere, televizyon dizilerine bıraktı.

Hızla medenileşen (!) insanlar oturdukları lüks dairelerinde hayatın koşturmacasına o kadar kaptırdı ki kendini  karşı komşusunu bile tanıyamaz oldu.  Rasulullah (s.a.v) ‘in asırlar ötesinden sıla-ı rahime  önem verdiği  hadisleri  günümüz için söylenmiş gibi.  Ölüm haberleri bile en yakınımız zannettiğimiz insanlara günler sonra ulaşır  oldu.
Ve şimdilerde sanal alemin sanal dostlukları işgal etti göz kırpmadan heba ettiğimiz ömürlerimizi. Ne dünyamızı tezyin edecek amel-i salihler  vardı heybemizde ne ahiretimizi abad edecek  ameller işleyebildik  gündüz ve gecelerimizde.Bize emanet ömürlerimizi bir dizinin ,bir filmin karesine mahkum ettik. Kendi pembe dünyamızda hayalden köşkler inşa edip başköşesine kurulduk. Bir zamanlar  namaz vakitlerine göre tanzim edilen hayat,   film arası reklamlarda hatırlanır oldu.

Yapılan kısacık ibadetler asırlarca sürmüş gibi yük olup yığıldı üzerimize  ama   televizyonun , internetin başında geçirilen o kadar saat, tüketilen  onca ömür hiç hesaba katılmadı.  Sonra sanal alemde şişirdiğimiz dindarlıklarımızla caka satar olduk, hiç olmadık kadar dini kimliklere büründük sohbet sitelerinde. Dünyalar kadar ilimlerimizle (!) birbirimize din konusunda hesap sorar olduk. Çünkü her konuda söyleyecek sözümüz , belirteceğimiz fikrimiz vardı. sanal yüzler takındık, insanları bir  tek cümlesiyle yargılayıp  yaftaladık ,dindar olup olmadığına  böylece  hükmettik.
Dini çoğu zaman alet ettik haram fiillerimize. Eşlerin birbirini aldatma yollarından biri  oldu  teknoloji sebebiyle gelişen sanal dostluklar (!). Bazen bir ayet bazen bir hadis etkilemeye yetti karşı cinsi.

Dini görünümde başlayıp farklı boyutlara ulaştı sohbetler  sanal dünyada.insanların cennetini çalmaya yemin etmiş şeytanın taptaze oyunuydu bu asrın müslümanlarına. Bu  İblisin en büyük hayaliydi ,isteğiydi  kovulurken  cennetten. “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım." (A’RAF 16.)
Sözünü tuttu iblis ve türlü türlü oyunlarla çıktı  yolumuza. Tuzaklar kurdu kendince. Yollarımıza oturup çelme taktı her fırsatta düşmanı olan mü’minlere. Yüreklerimizde zafer bayrağını dalgalandırdı çoğu zaman. 
İnternet başında sabahlayan modern insan  ise daha bir yorgun çıktı her doğan güne ve her gün yeni bir ziyanla başladı geri kalan ömrüne. “Bunu yarın yaparım” cümleleri ne kadar da sık kurulur oldu mü’min dillerde. Lakin Hatemü’l Enbiya buyurur;” Yarın yarın diyenler helak olmuştur.”diye.

Helakını kendi eliyle hazırladı modern çağın müslümanları. Seccadeler artık mü’min alınlarını doyasıya öpemiyor. Tesbihlerimiz ellerimizde aşınmıyor. Mescidler ,camiler, seccadeler  sevgiliyle buluşma mekanı değil artık. 
Gönül kapılarımızı sımsıkı kapadık manevi alemlerden gelen rayihalara. Sızmadı ,sızamadı yüreklerimize cennet kokusu. Aslında kapının hemen ardındaydı Ravza-ı Mutahhara’nın gülleri az aralanasa görülecekti ,derilecekti de yetişemedi ellerimiz. 
Ve bizler, biz ahir zaman müslümanları .Teknolojinin sunduğu sanal dostlarımız kadar samimi değiliz camideki cemaatle. Aynı safta Rabbin huzurunda kıyamda  durduğumuz  beraber secde ettiğimiz insanlarla. Her bir adımında müslümanın ,meleklerin dua ettiği cami yolları ne kadar da hasret şimdi mü’min adımlarına.
Hasan-ı Basri hazretleri, daha  Efendimizden birkaç asır sonra  ilim ve faziletlerinden istifade ettiği Ashab-ı Kiram ile kendi içinde bulunduğu nesli kıyas ederek; "Siz onları görseydiniz mecnun, deli zannederdiniz. Onlar sizin iyilerinizi görseler; "Bunlar iyilik ve hayırdan nasipsiz kimselerdir", kötülerinizi görseler; "Bunlar da Müslüman mı?" derlerdi" buyurmuştu.
Peki ya onlar bizi, sendeleyen düşüp kalkarak yol alan bu ahir zaman ümmetini  görselerdi ne derlerdi  Ya,  Rasulullah  (S.A.V)  bizi görseydi ??

Yeni yeni şeyler katalım hayatımıza,(güzelinden tabi)güzel yazı bulursan oku ,okumadan geçme...

Selametle..

2 yorum:

  1. Rasulullah bizi görseydi, memnun kalmazdı eminim ama, daha önemlisi var :Allah bizi görüyor!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba unutuyoruz....:(
      yada nefsimize böyle daha kolay geliyor...

      Sil